Geçen Yılın Ardından: Gap Year Deneyimlerim.

Bu yazının başlığını atalı neredeyse bir yıl olmuş. Aralık 18, 2017. Geçen sürede Ales sınavına girdim, yüksek lisans için bir çok üniversiteye başvurdum ve kabul aldığım Abdullah Gül Üniversitesi’ne kaydımı yaptırdım ve ilk dönemimi bitirdim. Şimdi biraz daha geriye gidip her şeyi baştan alalım.

Aradan biraz zaman geçmesi yaşadığımız olayları daha berrak bir şekilde görmemiz için idealdir. Bu yüzden aradan geçen zamandan sonra gap year yapmamın bana neler kattığına ve neleri kaybettiğini anlatmak; gelecek planları yapan insanlar için faydalı olabilecek bir yazı yazmak istedim.

Gap year dediğimiz kavramı ingilizceden “boş yıl” olarak çevirmek yerine, “boşaltılan yıl” olarak çevirmeyi daha uygun buluyorum. Bu kavram daha çok batı kültüründe yaygın olan, lise veya üniversite hayatını bitirdikten sonra gençlerin geleceğe dair planlar yapmak ve nasıl bir hayat istediğini keşfetmek için hayatlarına bir yıl ara verip, dünyayı gezmeye çıktıkları, normalde uğraşmaya fırsatları olmadıkları işleri yaptıkları bir zaman dilimidir. Gap year’ın ne olduğunu anladıktan sonra bunun yapılabilmesi için gerekenlerden, beni bu yılı ayırmaya iten düşüncelerden ve sonrasında kendi kazanımlarımdan bahsedeceğim.

Ne gerekir?

Gap year yapmak için öncelikle ekonomik olarak bir garantinizin olması gerekir, ki bu genelde aileniz olur. Eğer sizden hemen para kazanmanız beklenilmiyorsa; sizin de para kazanmak için aceleniz yoksa hayatınızı planlamak için kullanacağınız bir yılın ileride sıkışacağınız zamanlardan, kararsızlıklardan ve daha ciddi maddi sıkıntılardan kurtaracağınızı bilmeniz gerek. Fakat böyle bir imkan yoksa, çalışırken kendi planlarınızı çizmenin bir yolunu bulmanız gerekecektir. Bunun içinse önerim olabildiğince doğada bulunmak ve doğadan alınan ilham ve telaşsızlık ile gelecek planlarını şekillendirmeye çalışmaktır.

Gereken bir diğer şey ise uygun bir zihin yapısının olmasıdır. Liseden veya üniversiteden mezun olduğunuzun farkında olmalısınız. “Elbette mezun olduğumu biliyorum!” dediğinizi duyar gibiyim, fakat bunun ne demek olduğunu, sürekli kullandığınız geleceğinize şekil vermek kavramının ne denli önemli olduğunun farkında olmak gerekiyor. Eğer ne istediğinizi bilmiyorsanız bunu keşfetmek için gereken cesaretinizin olması gerekir. Otuzlu yaşlarınıza geldiğinizde; bir eşiniz, belki çocuklarınız, eviniz, arabanız ve stabil bir işiniz varken aslında yapmak istemediğiniz bir işi yaptığınızı, “Hayatın böyle olmasını beklemiyordum” demenizin çokta bir faydası olmayacağının farkında olmanız gerekir. Camus’un bir kitaba ismini verdiği gibi: “İş işten geçti”kten sonra vereceğiniz kararların yıkımı hayatınızı olduğundan daha iyi bir yer haline getirmeyecek.

Elinizde kendinizi ve hayatı keşfetme isteği, yeteri kadar da paranızın olduğunu düşünelim. Tebrikler. Artık dünyayı keşfetmeye hazır, ufkunuzun açık olduğunu bilerek okuduğunuz kitaplardaki gibi bir maceraya çıkmaya hazırsınız.

Peki şimdi?

Her yolculuğa başlarken bir plan yapılması elzemdir. Plansız bir yolculuğa çıkarken bile barınma, yeme içme gibi temel ihtiyaçlarınızı düşünmeniz ve bunlara çözüm bulmanız gerekmekte. Kaç gün kalacağınızı artı eksi bir kaç günü aklınızda tutarak belirlemek, gideceğiniz şehirleri seçmek, bunları araştırmak, nelere gidilir, hangi yemeği meşhurdur, uzak durulması gereken şeyler var mıdır gibi sorulara cevap bulmak yolculuğunuzu olduğundan daha rahat ve çekilebilir kılacaktır. Yazının ilerleyen kısımlarında kendi planlarımdan bahsedeceğim.

Planlama aşamasını geçtiğinize ve zihinsel olarak kendinizi keşfetmeye hazırlandığınız bir yolculuğa hazırsanız artık sizi tutan hiçbir şey yok!

Gap year yapmaya karar verme sürecim, okulumun bir dönem uzamasını kabullenmeye başladığım zamana denk geliyor. Öncesinde uzun bir gezi yapma hayalini kuruyordum fakat bunun gerçeğe dönüşeceğine dair bir ümidim pekte yoktu. İnsan bir eylemi yapmayı göze alana kadar onun gerçek olma ihtimalini hiç düşünmez. Benim gezi hayalim de böyleydi. Şanslıyım ki; uzayan dönemle birlikte yaz stajımı birleştirip, Ankara’da altı ay boyunca bir şirkette çalışmaya başladım. Üniversite okuyor görünüyordum ancak şirket kültürü oturmuş bir yerde mühendis gibi çalışıyordum. Genelde küçük görevler veriliyordu ancak bunları kendi başıma yapıyor ve takıldığım yerlerde benden sorumlu kişiye soruyordum. Hafta sonunda verilen görevi teslim ediyor ve sonraki hafta başında yeni bir görev alıyordum. Ocak ayında stajım bitip de mezun olduğumda ne yapacağımı düşünmeye başladığım zamanlar dışında,  çalıştığım masanın arkasında fotoğrafı olan Brooklyn Köprüsü’nü gezdiğimin hayalini kuruyordum ara sıra. Sonrasında kafama dank etti ki; hayatımın geri kalanını kuracağım bir plan için hemen bir karara varmam ve işe başlamam gerekmiyordu. Aileme zaman zaman tek başıma bir gezi yapma fikrini, bazen ise interrail yapma fikrini anlatıp durdum. Ocak’ta mezun olup eve geldiğim vakit hayata dair hiçbir fikrim yoktu. Ne yapacağımı bilmiyordum.

Biraz kararsız kaldıktan sonra ne yapmam gerektiğini düşünmeye başladım. Bitirdiğim elektrik elektronik mühendisliğinin bir çok alt dalı vardı ve bunlardan hangisinde bir kariyer yapmalıydım? Elektrik kısmını seçip, elektrik üretimi ile ilgilenebilir, dağıtım yapan bir şirkette çalışabilir, inşaat şirketlerinin elektrik altyapısından sorumlu bir pozisyonda olabilir, fabrikaların bakım onarım kısmında bulunabilir veyahut bunları bırakıp tıpkı staj yaptığım şirketteki gibi elektrik altyapısı ile danışmanlık hizmeti veren bir yerde çalışabilirdim. Elektronik kısmına gelince donanım veya yazılım yapan onlarca şirketten birince çalışabilirdim. Bunları bir kenara bırakıp askere mi gitseydim yada? Karar vermekle uğraşmazdım, kafam altı ay rahat olurdu. Yurt dışına da gidebilirdim? Fakat deneyimsizken yurtdışı olur muydu ki? Rahat olduğu söylenen akademiyi de seçebilirdim? Akademi tam bana göre görünmüyor muydu zaten? Ömrünün sonuna kadar yapabileceğin bir işi seçmek ne kadar da zormuş!

İçinde bulunduğum oldukça sıkıcı ve tekdüze üç ay içinde kararsız kaldıktan sonra uygulayabileceğim altı farklı planı bir kağıda yazdım ve bunları seçebilirim dedim. Ardından aileme bir yıl ara vereceğimi, dünyayı görmek istediğimi ve bunu tek başıma yapacağımı söyledim. Gezerken kendimi keşfedecek, ömrümün sonunda (en azından bir kısmında) ne yapmak istediğimi anlayacaktım. Geç uyandığım sabahların birinde babamın bırakmış olduğu bir notu ve parayı buldum. Artık gezi için önümde bir engel yoktu.

Elimde olan parayla Güney Asya’dan başlayıp sahil şeridinden Uzakdoğu’ya varma fikrinin olmayacağını anlamam çok sürmedi. Uçak biletleri çok pahalıydı. Sadece gidiş bileti elimde olan paranın 2/3’üne denk geliyordu aslına bakarsanız. Sadece uzakdoğu’yu gezme fikri ise şehirlerin pahalılığından dolayı yatınca rotamı olabilecek en mantıklı seçim olan Avrupa’ya çevirdim. Interrail yapmak çokta kötü bir fikir değildi.

Interrail biletimi aldım ve ardından kendi başına gezen sevgili dostum Zahid‘ten ufuk açıcı ve müthiş yardımcı bilgileri aldıktan sonra artık geziye hazırdım. Gitmeden önce trenlerin gidiş gelişlerine göre rotamı oluşturdum ki gece vakti bir istasyona veyahut arasında uzunca bekleme zamanı olan aktarmalı trenlerle yolculuk yapmayayım. Bu oldukça can sıkıcı olurdu. Can sıkıcı demişken, önceden her ince detayı planlamak bana göre değil. Ayrıca bu biraz da gezinin büyüsünü kaçıyor. Şehirde kaybolma payını, sevdiğim şehirde fazladan birkaç gün kalma payını ayırdım. Sadece ilk gittiğim şehirde önceden hostel’i ayarlardım. Rotamdaki diğer şehirlerde kalma planım oraya varmadan bir kaç gün önce ayarlanacaktı.

Ve öyle de oldu. Bir ay boyunca kafama göre gezdim, oldukça garip maceralar yaşadım. Erasmus’ta olan kardeşim ve babamın İtalya’da bana katılmasıyla bir kaç günü de onlarla geçirdim ve sonunda ülkeye döndüm. Ülkeye döndüğüm vakit özgüvenim daha yüksek, kendi başıma dünyada bir şekilde de olsa ayakta kalabileceğimi anlayan, biraz daha farklı bir insan olarak döndüm. Ne yapacağım konusunda tam olarak karar vermesem bile akademinin bana uyan bir rota olduğu kanaatine varmıştım. Çünkü sorumlu olduğum kişiler öğrencilerim olacaktı ve bu çalışma motivasyonu olarak bana yeterdi. Lisans eğitimim sırasındaki yetersiz hocalarım yüzünden oldukça çekmiş ve kelimenin tam anlamıyla potansiyelini boşa harcamış birisi olarak mezun olmuştum. Hiçbir şey bilmiyordum! Böyle olmamalıydım. Öğrencilerime örnek olmalıydım. Böyle ideallerle yola çıkınca verdiğim kararın yerinde olduğuna emindim. Çok stresli bir meslek olduğunu düşünmüyordum (yanılmışım, bu ayrı bir yazının konusu olabilir) ve öğrenciler olmadığı zaman ofise gitmek, kendi gelişimim ve projelerim için olacaktı. Bu tatilin ta kendisiydi!

Geldikten sonra IELTS, ALES ve YDS sınavlarına girdim. Bunlardan doğru düzgün hazırlandığım tek sınav ALES idi. IELTS için sınavın nasıl olduğu ile alakalı yazılar okudum ve bir kaç deneme çözdüm sadece. YDS’ye ise hazırlanmama pek gerek yoktu. Geldikten sonraki bu yedi aylık süreçte sürekli evde olduğum ve fazla dışarı çıkmadığım için bir dostumla aram olması gerekenden fazla açıldı. Bunun sebebi aradığında fazla bir şeyin değişmemiş olması ve ders çalışıyor olmamdı. O ise geziyordu, anlatacak şeyi çoktu. Aynı heyecanları pek paylaşamıyorduk. Evde olmam kendi içimde içsel yolculuklar yapmama imkan tanıyordu, bunun yanında dünya ve gelecek üzerine düşünecek çok vaktim oluyordu. Bunları fazlasıyla kullandım.

Yazının başına geri döndük sayılır. Yüksek lisans(master) derecelerinde genellikle 6.5 yabancı dil puanı (ielts, 9 puan üzerinden hesaplanır) isteyen Orta Doğu Teknik Üniversite’sinde kaydolmak istediğim bölüm 7 sınırını koyunca, üniversitenin kendi dil sınavına da girdim. Yine ielts ile benzer sonucu alınca boynumu bükerek diğer üniversitelere başvurmaya devam ettim. Abdullah Gül Üniversitesi mülakatlarından sonra kabul aldığımı öğrenince kaydımı yaptım ve 2018’in Şubat ayından Yüksek Lisans yaparak akademi hayatına giriş yapmış oldum.

Peki bu süreç bana neler kattı, nelerden mahrum bıraktı? Kendi deneyimlerim ve düşüncelerimi artık maddeler halinde listeleyebilirim sanırım. Aklıma geldikçe veya yaşadıkça güncelleceğim.

Gap Year’ın Artıları

 

  • Kafamı toplamama ve ne istediğimi öğrenmeme yardımcı oldu. Hayatta ne istediğini bilmek müthiş bir güçtür, bunu okuduğum romanlardan, izlediğim filmlerden ve şimdiye kadar insanlarla olan ilişkimden anlayabiliyorum.
  • Daha özgüvenli bir birey oldum. Birey olma bilincine daha çok eriştim ve bunda ailemin payı da büyüktür.
  • Kendimi biraz daha tanıdım. Dünyada tek başıma da yaşabilirmişim ama bunu tercih etmezmişim. Aile olmadıktan sonra süper bireysel bir kişiliğin ürettiği bütün başarıların, mutluluğun hiçte bir önemi yokmuş.
  • Dünyayı, ülkemi gezme fırsatına eriştim. Bu yabana atılacak bir madde değil.
  • Boş vaktin değerini anladım. Arkadaşlarım haftasonunu gözlerken ben kendimi geliştirmeye ayırdığım koca zaman aralıklarına sahiptim.
  • Arkadaşlarımın yaşadığı gibi çalışma hayatından bıkma (burn-out) gibi bir duygu veya his oluşmadı.
  • IELTS, ALES ve YDS gibi sınavlar için puanlarımı aldım. Bunları gelecekte kullanma imkanım olabilir, fena değil.
  • Hayata hemen atlamama gerek kalmadı. Ailemle daha çok zaman geçirdim. Bunun değerini şimdilerde anlıyordum. Üniversite hayatı ve sonrasında insan ailesinden ayrı yaşamaya başlıyor ve sürekli ne kadar az zaman geçirdiğinden dem vuruyor. Çok geç olduğunda bunun farkına varıyor. Böyle bir insan olmadığım için mutluyum.

Gap Year’ın Eksileri

  • Maddi olarak aileme bağlı yaşadım. Bu gap year’ın en büyük eksisi. Maddi olarak bağımsız olmanın, kendi paranı harcamanın getirdiği farklı bir özgüven var, bunun farkındayım. Geçen dört yılda da öğrenci olarak yaşadığım için psikolojik olarak kendimi ezik hissetmedim ancak maddi bağımsızlığın eksikliğini hissettim.
  • Hayatı kaçırıyorum hissi. Arkadaşlarınız işlerine başlayıp, hayata karışmış, haftasonları farklı farklı etkinlikler yaparken, evde oturup ders çalışmak, bolca düşünmek, dünyayı gezmek kadar eğlenceli değildi. Kabul ediyorum. Fakat bu hissin de geçici olduğunu biliyordum.
  • Hayata geriden başlıyor olmak. Arkadaşlarım mesleklerinde deneyim kazanırken, profesyonel olarak ilerlerken hala yerinde sayıyor olmak can sıkıcı bir durum. Gap year’ı daha uzağa zıplamak için bir adım geriye adım atıp gerinmek olarak saymazsanız bu hissi oldukça çok yaşayabilirsiniz.
  • Sosyal hayatta geri planda kalmak. Eğer arkadaşlarınızla aynı şehirde yaşamıyorsanız sürekli görüşemeyeceksiniz ve bu sosyal anlamda insanlardan uzaklaşıyor olmanız anlamına gelebilir.

Son sözlerim

Hayata bir yıl ara vermek bir amaç için yapılıyorsa sanıldığı kadar büyük bir olay değil. Sonunda kişiliğiniz gelişecek ve olgunlaşacaksınız. Bunun yanında bazı konularda geriden başlayacak ve eksik kalacaksınız. Bunları sonradan tamamlayabileceğinizin farkında olunca biraz dişi sıkmak pekte fena durmuyor. Üniversiteden mezun olduğum anda aklımdaki onlarca soru işaretinin çoğunu gidermiş olduğum için memnunum. Bu demek değildir ki artık kafamda soru işaretleri yok. Gidenler yerine yeni soru işaretleri, kafa karışıklıkları geliyor. Hayat sorunları çözerek ilerlediğimiz bir macera değil, her çözüm yeni bir soruyu kendisiyle birlikte getiriyor. Bu hayatın kendisi.

Gap year yaptığım için pişman değilim. Bunu herkesin yapamayacağını ve imkanların farklı olduğunun bilincindeyim fakat; amaç hayatı ve kendini tanımak olunca bunun günlük hayatta da verimli metotlarla uygulanabileceğini biliyorum. Yazımdan cümle kalacaksa bir önceki cümlenin okuyucuya kalmasını isterim. Hayat zor bir macera, kendimize olduğundan fazla veya hafif yüklenmemeliyiz. Arasını bulmak bütün mesele sanırım.

Son olarak gap year yapmama imkan sağlayan başta babam ve annem olmak üzere, bütün aileme teşekkür etmeliyim. Onların bu maceradaki rolleri büyüktür.

Eylül 9, 2018.
Ağrı.

***

(Önemli değil ancak ilham alan veya merak edenler için geziye başladığım Nisan 2016’da bir aylık 10 gün fleksi interrail biletim hariç cebimdeki para 3000 lira idi ve euro kuru 3.2 idi. Bütün param hostel, yemek ve müzelere gitti. Babam geziye katılmasa İtalya’da mahsur kalırdım sanırım. 🙂 Şaka bir yana uçak biletinin alınmasını rica ederdim en azından. )

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *